| |
|
|
|
| |
|
|
| |
| Küresel Isınma Rss Kaynakları |
|
| |
|
|
Ana Sayfa Deprem İZMİR DEPREMLERİ - YERYÜZÜYLE SALLANMAK, BAZEN YIKILIRCASINA ! |
| |
| İZMİR DEPREMLERİ - YERYÜZÜYLE SALLANMAK, BAZEN YIKILIRCASINA ! |
| |
|
|
|
Sekoya ağacı üzerinde duran bir kelebekle röportaj yaptığınızı düşünün. Sekoya ağacı binlerce yıl yaşarken kelebek 3 veya 5 gün yaşayabilir. Kelebeğe üzerinde durduğu cismi canlı olarak algılayıp algılamadığını sorduğunuzda, “ben 3 gündür buradayım ve tek bir hareket bile yapmadı” cevabını alırsınız. Aynı problem ortalama ömrü 60 ile 80 yıl arasında değişen insanoğlu için de vardır. Üzerinde yaşadığımız yerkabuğunun hareketli olduğunu ancak hissedebileceğimiz ölçüde sarsıntılarla bazen de yıkıcı olabildiği durumlarda algılayabiliyoruz. Yeryüzünün sallanmasını yaşamak insanoğlu için şüphesiz hiç de hoş bir tecrübe değildir. Hissedemediğimiz zamanlarda, yerkabuğunun hareketli olduğunun pek de farkında olmadan yaşarız. Başka bir değişle yeryüzü hareketlerini belli bir şiddetin üzerinde hissedebiliriz. Oysa yeryüzü devamlı hareket eden dinamik bir sistemin parçasıdır. İlk defa Alfred Wegener tarafından ifade edilmiş ve bugün gerçekliği açıkça anlaşılmış olan levha hareketleri yer sarsıntılarının temel kaynağıdır. Yer kabuğu yerin derinliklerinden manto tabakasından gelen etkilerle hareket eden bir sisteme sahiptir. Ölçüm aletleri sayesinde adeta bir organizma gibi algıladığımız ve hareketlerini takip ettiğimiz yeryüzünü insanoğlunun algılaması ve idrak etmesi ise tarih boyunca maalesef yeterli olmamıştır.
Deprem, diğer bir değişle yer sarsıntıları, Dünya’nın farklı yerlerinde her an meydana gelmektedir. Bu hareketlilik, levhaları hareket ettiren büyük sistemin içinde gerçekleşmektedir. İzmir ve çevresinde hissedilen en son sarsıntılar da bu dinamiğin bir parçasıdır.Depremi Bilinçli Karşılamak Günlük hayatımızda deprem olgusundan bazen uzak kalır, bazen de çok habersiz oluruz. Ancak birden ortaya çıkan bir sarsıntı ve bu sarsıntının artan şiddeti hayat akışımızı önemli ölçüde etkileyebilir. Bunun yanında sarsıntının gücü adeta psikolojik sarsıntıyı ve deprem sendronumunu da berberinde getirir. Kentsel ya da kırsal alanlarda insanlar şüphe içinde yaşamaktadırlar. Oysa deprem ortamında güven duygusunun gelişebilmesi dört temel hususa doğrudan bağlıdır. Bunlar; Deprem bilgisine sahip olmak, deprem öncesi hazırlıkların tamamlanmış olması, deprem sonrası hareketlerin planlanmış ve uygulamasının yapılmış olması, binanın yapısal özelliklerinin depreme uygun olmasıdır. Örneğin, Japonya’da deprem sırası ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda toplumsal boyutta verilen bir eğitimle ortak deprem bilincinin gelişmesi sağlanmıştır. Eğitim ve hazırlıkların bu ölçüde sistemli yapılması hem devletin hem de sivil inisiyatiflerin ortak girişimiyle mümkün olmaktadır. Ülkemizin üç büyük metropol kentinden biri olan Izmir’de yakın tarihte yaşananlar da az önce ifade edilenlerin bir tekrarı olmuştur. Kent sakinlerinin büyük çoğunluğu depremle ilgili doğru bilgilere ve uygulama tecrübesine sahip olmadığı için ansızın gelen ve ardı arkası kesilmeden yaklaşık bir hafta süren birçok orta ve şiddetli sarsıntıyı panikle karşılamıştır. Hatta da
Bu içeriğin tamamını yanlızca oturum açmış üyeler görebilir!
Zaten üye iseniz lütfen oturum açınız.
Üye değilseniz, üye olmak için tıklayınız.
|
| |
|
|
|
|
|
Google' da Ara ! |
|
|
|
|
| |
|