
Genelde büyük su kütleleri, rekreasyon, balıkçılık, taşımacılık, ve atıksuların arıtılarak veya arıtılmadan deşarjı amacıyla kullanılırlar. Eğer bu sular tatlı ise içme, sulama ve soğutma suyu olarak da kullanılabilir. Ayrıca bazı göl ve denizlerden petrol de çıkarılır. Büyük su kütleleri bir çok türü barındırması açısından ekolojik olarak önemlidir. Ayrıca bu suların çevresinde yaşayan insan ve diğer canlılar da çeşitli sebeplerle bu sulardan etkilenirler. İklim üzerinde de bu büyük su kütlelerinin etkileri olmaktadır. Su, hidrolojik döngüde çeşitli nutrient ve kirleticileri bünyesinde taşıyabilir. Bu safsızlıklar toprağa ve oradan da yeraltısuyuna (YAS’na) geçebilir ve tekrar yüzeysel sulara karışabilir. Bazı kirleticiler buharlaşma özelliğinde olup sudan atmosfere karışır ve uzun mesafelere taşınabilirler ve çökelme (Islak ve/yakuru halde) ile havadan ayrılırlar. Büyük su kütlelerinin kalitesine yönelik çalışmalarda, yüzeysel sularla ilgili bilgiler daha kesin ve çoktur, diğer kirletici kaynaklar olan atmosferik çökelme ve yeraltısuyu taşınımıyla ilgili veriler ise oldukça sınırlıdır. Bu amaçla, yeni tekniklerin geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Ülkemizdeki bazı önemli göller ve körfezler balıkların aşırı avlanması ve yaşam ortamlarının bozulması, ve evsel ve endüstriyel kirlenme tehdidi altındadır.
Çoğu toksik kimyasallar kolay bozunmazlar ve biyolojik olarak birikme eğilimindedirler. Bu da insan sağlığı açısından ciddi sorun oluşturur. Kirleticilerin suyun ortamdaki kalış süresi uzadıkça biyobirikim ve ekosistemi etkilemesi daha da artar. Toksik materyaller bu ortamlara endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerden, sızıntı sularından ve atmosferden gelebilirler. Artık günümüzde iz elementler ve diğer toksik materyallerin atmosferden de sulara gelebileceği bilinen bir gerçektir (Taşdemir, 1997a, Hornbuckle ve diğ., 1993, Jeremiason ve diğ., 1994).
Marmara Denizi bazı özel şartlara sahiptir. Öncelikle büyük yüzey alanına sahip olması onu atmosferik çökelmelere karşı savunmasız bırakabilmektedir. Ancak, hava-su arasındaki bu etkileşimler kirli suların da temizlenmesine yol açabileceği unutulmamalıdır (Achman ve diğ., 1993). İkinci önemli nokta, Marmara Denizi’nin havzasında önemli sanayi bölgeleri vardır. Bunların çoğu herhangi bir arıtma uygulamadan atıksularını bu iç denize veya ona ulaşan akarsulara deşarj etmektedir. Bu da Marmara Denizi’nin aşırı kirlenmesine sebep olmaktadır. Marmara Denizi, Akdeniz ile Karadeniz arasında bir deniz olup devamlı bir akıntı mevcuttur ve bu akıntı sebebiyle, kirleticiler denizde uzak mesafelere kadar taşınabilmektedir. Dolayısıyla endüstrileşme ve nüfus yoğunluğunun az olduğu bölgelerde bile kirlenme sözkonusu olabilecektir. Üçüncü nokta ise Marmara Denizi büyük bir hacme sahiptir ve bu denizde suyun hidrolik kalış süresi uzundur. Bunun sonucunda da kirleticilerin bu ortamda uzun süreler kalabileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Özellikle biyolojik birikme karakterindeki kirleticiler gözönüne alındığında ekosistem açısından bu durum ciddi tehlikeler oluşturmaktadır.
Bu makalede kirletici konsantrasyonları veya onların su, toprak, hava veya sedimentteki miktarlarından ziyade, hangi tür kirleticilerin Marmara Denizi’nde bulunabileceği genel olarak verilip bunların oluşturabilecekleri etkiler kısaca özetlenmiştir. Ayrıca, Marmara Denizi’nin önemi vurgulanarak çevre ile ilgili alınması gereken önlemler sunulmaya çalışılmıştır.
Deniz kirliliği ve marmara denizi örneği:
Denizler yıllarca kirleticilerin boşaltılabileceği bir alıcı ortam vazifesi görmüşlerdir. İstanbul Boğazı, İzmit Körfezi, Gemlik Körfezi Marmara Denizi’ndeki kirlenmiş bölgelerden bazılarıdır. Ancak Marmara Denizi’ndeki kirlilik sadece bu bölgelerle sınırlı değildir. Genelde denizlerde görülen kirliliğin kaynakları olarak direkt deşarjlar ve nehirlerle taşınma, zirai işlemler, atmosferik çökelme, gemi taşımacılığı, kaçak boşaltımlar, denizdeki petrol ve gaz üretimi sıralanabilir (Lean ve diğ., 1990). Marmara Denizi evsel ve endüstriyel atıksuların deşarjları, tarımsal faaliyetler, gemi atıksuları ve atmosferik çökelme kaynaklı kirlenmeye büyük oranlarda maruz kalmaktadır (Çiner ve İnan, 1997; Talınlı ve diğ., 1997, Solmaz ve diğ., 2000, Akal ve diğ., 1999, Taşdemir ve Payan, 2000). Marmara Denizi’nde kirlenme sonucunda oluşması muhtemel problemler aşağıda özetlenmiştir:
Alglerin Aşırı Büyümesi ve Klasik Kirleticiler:
Azot ve fosfor sulardaki mikroorganizmalar için nutrient kaynaklarıdır ve alglerin aşırı derecede büyümesine sebep olurlar. Bu ise deniz kirliliğindeki en ciddi sorunlardan bir tanesidir. Bu sayede ortamın oksijeninde azalmalar gözlenir. Azot ve fosforun ortamdaki fazlalığı bu aşırı büyümeye ve bazı zehirlerin açığa çıkmasına sebep olur. Azot, evsel ve endüstriyel nitelikli noktasal kaynaklardan ve zirai kökenli alansal kaynaklardan denize ulaşır (Peavy ve diğ., 1985). Diğer önemli bir kaynak da atmosferdir. Bu örnekler azot konsantrasyonundaki artışların kontrolunun özellikle alansal kaynaklardan dolayı oldukça zor olduğunu göstermektedir. Azot konsantrasyonundaki değişmeler plankton türlerinde de farklılıklara sebep olur ve uzun vadede su kalitesine etkide bulunur. Fosfor, genellikle evsel kaynaklardan Marmara Denizi’ne gelmektedir ve bu kirliliğin önlenmesi arıtma tesislerinin kurulmasıyla mümkün olabilir.
Klasik kirleticiler sınıfına sokulabilen sülfat, kalsiyum, sodyum, potasyum, klorür ve çözünmüş katı konsantrasyonlarında Marmara Denizi’nde artışlar olması muhtemeldir. Zira bu denizin etrafında görülen nüfus ve sanayi kuruluşlarındaki artışa paralel hızda atıksu arıtma tesisleri inşa edilmemektedir. Diğer dikkat edilmesi gereken bir parametre ise çözünmüş oksijen miktarı olup gerek ötrofikasyon ve gerekse organik kirleticiler nedeniyle dikkat edilmelidir.
Toksik Bileşikler:
Bu içeriğin tamamını yanlızca oturum açmış üyeler görebilir!
Zaten üye iseniz lütfen oturum açınız.
Üye değilseniz, üye olmak için tıklayınız.
|